Kendi Ayağına Kurşun Sıkan Dev Türkiyem

0
637

“Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk”

Hatırladık bir söz dimi, gelin bir de bu konuya bugünün bakış açısı ile tekrar bakalım.

Yıl 1961… Cemal Gürsel cuntası iş başındadır ve Menderes idam edileli kısa süre olmuştur. Çeşitli firmalarda çalışan 23 tecrübeli Türk mühendisi, kendilerine gönderilen ayrı ayrı mektuplarla “mühim bir konuyu istişare etmek üzere” Ulaştırma Bakanlığı’na davet edilirler. Bu insanların bazıları yurt dışında görev yapmaktadır; ancak mesajı alan herkes “devletin isteği başımız üstüne” diyerek işini gücünü bırakıp Ankara’ya gider.

O yılın 16 Haziran’ında bakanlıkta bir araya gelen mühendislere, bizzat Cemal Gürsel’den gelen “çok gizli” damgalı bir emir okunacaktır: “Bu yılın Cumhuriyet Bayramı törenlerinde halkımızın görüş ve takdirlerine sunulmak üzere, hem tasarım hem de malzeme olarak tamamen yerli malı bir otomobil üretmenizi istiyorum.”

O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri “Türk insanının makûs talihine karşı bir meydan okuma” olarak algılarlar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekânı olarak Devlet Demiryolları’nın Eskişehir’deki atölyesi seçilir. Zaman müthiş dardır. Cumhuriyet Bayramı’na kadar yalnızca 129 günü vardır ekibin. Günde bir kaç saat uyuyarak ve bu süre zarfında tesislerden hiç ayrılmaksızın, modeli tümüyle kendilerine ait olan, tüm parçaları el işçiliğiyle üretilmiş, 4 silindirli ve direksiyondan vitesli harika bir “aile otomobili” yaparlar kahramanlarımız. Hem de bir tane değil, tam üç tane! Üç araç da insanüstü bir çabanın sonucunda 28 Ekim akşam saatlerinde tamamlanmıştır. Araçlara “Devrim 1”, “Devrim 2” ve “Devrim 3” adı verilir.

Mühendislerden biri Cumhurbaşkanı’nın alternatif bir renk isteyebileceğini düşünerek, araçlardan birinin siyah olmasını teklif eder. Böylelikle, iki araç krem rengi kalırken, üçüncüsü ise onu 29 Ekim gece yarısı Ankara’ya götüren “karakurt” treninde, bin bir güçlük içinde siyaha boyanır. Depolarında, trendeki güvenlik kuralları gereği hiç benzin bulunmayan devrimler, 29 Ekim törenlerinde Cemal Gürsel’e hipodrom önünde kıl payı yetiştirilir. Çevresinde yarattığı panik ortamıyla araçlara doğru düzgün bir benzin ikmali yapılma şansı dahi tanımayan milli şef, bindiği krem renkli Devrim’den inip siyah Devrim’e geçince, aracın zaten az miktarda olan benzini de biraz sonra biter.

Siyah “Devrim” durur.

Gürsel’in, şoför koltuğundaki mühendise sorusu kısa ve nettir: “Ne oldu?”

Şoför, “benzin bitti paşam” der korkarak. Bunun üzerine “Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk” diyerek hışımla aracı terk eder Gürsel.

Oysa o aracı yapmayı başaranlar deposuna benzin koymayı da bilmektedirler elbette. Fakat kimse aksiliğin yaşanan panikten kaynaklandığını cunta liderine anlatamaz ve Devrim’ler daha doğdukları gün bizzat devlet eliyle öldürülürler.

Arkalarında, kendilerine doğru düzgün bir teşekkür bile edilmemiş 23 tane gözü pek mühendisi bırakarak…

Peki bugün?

Hala yerli otomobil yapabilmiş değiliz, Hükümetin, Başbakanın ve hatta Sayın Cumhurbaşkanı’mızın özellikle ilgilendiği halde. Bu konu ayrıca konuşulacak bir konu fakat ben farklı bir bakış açısına dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bugün benzer olayı yine yerli sermayemiz, Türk mühendislerimiz ve iş adamlarımız yaşamaktalar.

Nasıl mı?

Anlatayım, önce sizlere mermer sektöründen kısa birkaç bilgi vermek istiyorum, sizlerin de araştırdığında benzer bilgilere ulaşacağınızdan eminim.

Doğaltaş sektörü olarak MTA raporlarına göre Türkiye 5 milyar m³ mermer rezervi (görünür + muhtemel + mümkün) ile dünya mermer potansiyelinin %40’ına sahiptir. Toplam rezervi 13.9 milyar ton (yaklaşık 5,1 milyar m³) olan Türkiye’nin, 1,6 milyar ton civarındaki görünür rezervi, bugünkü temposuyla, dünya tüketimini 80 yıl karşılayabilecek düzeydedir. Ülkemizde 80’in üzerinde değişik yapıda, 120’nin üzerinde değişik renk ve desende mermer rezervi belirlenmiştir. Uluslararası piyasalarda en tanınmış mermer çeşitleri, Afyon Beyazı, Marmara Mermeri, Süpren, Elazığ Vişne, Akşehir Siyah, Manyas Beyaz, Bilecik Bej, Kaplan Postu, Denizli Traverten, Ege Bordo, Milas Leylak, Karacasu Yeşili (Firuze)Kütahya Chocolate Traverten, Gemlik Diyabaz ve Afyon Şeker’dir.

Sektörde yaklaşık 800 ocak, 1500 fabrika ve 7000 civarında atölye faaliyet göstermektedir. Ocakların %90’ı Ege ve Marmara Bölgesinde yoğunlaşmıştır. Mevcut ocakların %27’si Balıkesir, %24’ü Afyonkarahisar, %12’si Bilecik, %8’i Denizli, %6’sı Muğla ve % 4’ü de Eskişehir İllerinde yer almaktadır. Bu bölgelerdeki üretim tüm üretimin %65’ini oluşturmaktadır. Bu verilerden yola çıkarak toplamda 800 bin kişinin direk veya dolaylı çalıştığı düşünülürse, ödediğimiz vergiler ve katma değerle göz ardı edilemeyecek bir sektördür. Dünya mermer rezervlerinin %40’na sahip olan ülkemizde doğal taş sektörü, ülkemizin lokomotiflerinden biri haline gelmiştir. Kendi öz kaynaklarımızı kullanan bu değer, Arapların petrolüne eş değerdir. Senelerdir İtalya’nlar bu sektörde bizden aldıkları taşlar ile birinciliğe oynamışlar ama gün sonunda Türk sanayicisinin üstün başarısı ve azmi sonucu bu başarıyız biz kazanmış bulunmaktayız.

İtalya’nların kendi analizleri bize aşağıdaki sonuçları vermektedir. Mermer sektöründe zamanında birinci sırada olan bir ülkeyi Türk yatırımcısı ve sanayicisi geçmiş hatta daha kaliteli ürün ile dünya piyasasına hizmet vermektedir.

10406579_808165702582131_4150025464242763551_n

Mermer üretimi yapan sanayicilerimiz taşı işlemek için ihtiyaç duydukları makinaların %95’ini yerli sanayicimizden temin edebildikleri gibi yurt dışından da temin edebiliyorlar. İtalya’nlar, Çin’lilere yaptırdıkları makinaları ülkemize Avrupa menşeili olarak ihraç ediyorlar. Bilerek veya bilmeyerek alınan bu yabancı menşeili makinalar farkında olmadan yerli sanayii üretimini sırtından vuruyor ve ülke ekonomisine zarar veriyor. İtalya doğaltaş makine ve ekipman üreticilerinin yıllık ortalama bir milyar euro civarında pazar payına sahip olduğunu ve bunun doksan milyon euro gibi bir kısmının ülkemiz tarafımızdan ithal edildiğini düşünürsek cari açığı etkileyen önemli bir kalemdir.

Aynı Devrim’de olduğu gibi, kendi taşımızı kendimiz işleyebiliyoruz, buna ait olan makinaları ülkemizde üretebiliyor Türk Mühendislerinin arge çalışmalarına katkıda bulunabiliyoruz ama nedendir bilinmez yurt dışı menşeili makinaları da ülkemize getiriyoruz. Gerek var mı? Aynı hataları ve yanlışları yaşamamız gerekli mi? Neden kaliteli, yerli makine üretimi varken kalitesiz ve servis desteği olmayan yurt dışı makinelerini tercih ediyoruz? Yine İtalya’nların yapmış olduğu analizler sonucu ülkemize sattıkları doğaltaş işleme makinelerine ait bazı istatiksel veriler aşağıdaki gibidir. 2010 senesinde ki satışlar ve 2010’a oranla 2011 senesinde ki satışlarda olan değişimler.

10406579_808165702582131_4150025464242763551_n(1)

Yerli makine üreticilerimize, millet olarak özellikle doğaltaş işleme merkezleri olarak sahip çıkmamız ve desteklememiz gerekiyor aksi olursa tablolarda da görüleceği üzeri kendi sanayicimizin ipini çekmiş oluruz. Unutmayın yerli üretimi yapılmayan yurt dışından temin edilen her ürün ülkemize artı bir zarar ve cari açıktır bugün yerli üreticimizin, üretimine devam etmesi sonucu yurt dışından indirimli aldığımızı zannettiğimiz kalitesiz ürün, yarın yerli üretim durduğuna hiç tahmin bile edemeyeceğiniz rakamlarla ülkemize getirilecektir. Bir vatandaş olarak, birbirini destekleyen bu iki sektörün ülke menfaatleri kapsamında dirsek teması olarak çalışmasını canı gönülden talep ediyorum.

Ayrıca sayın büyüklerimize bizleri yöneten idarecilerimize seslenmek istiyorum, bugün lüks tüketim kapsamında uyguladığınız vergi oranlarını, asli olarak ülkemizde üretilen ve yurt dışında muadili olan tüm ürünlere uygulamanızı sadece bu sektör için değil tüm sektörler için bu çalışmayı yapmanızı aksi takdirde yerli sanayimizi kendi elimizle sırtından vurduğumuzu hatırlatmak istiyorum.

Bu kapsamda gerekirse verdiğiniz tüm teşvikleri sadece yerli üretim yapan sanayicilerimize bile aktarsanız ülke ekonomisine yapacağınız katkı tartışılmaz olacaktır. Biz kazanan ve kazandıran bir ülkeyiz lütfen kazancımızı kendi elimizle baltalamayalım.

Kendi ayağına kurşun sıkan dev uykundan artık kalkmalı üsdat Necip ’in dediği gibi;

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin

derken bu şiire anlam veren 2015 Yeni Türkiye’mde reklam kokan söylemlerin yerini girişimcilere ve üreticilere gerçek destekleri ve değeri sağlayan güçlü duruşla kalkınan güçlü Türkiye görmek istiyoruz.

Sürç-i lisan ettiysek affola.

Kalın sağlıcakla…

Nejmettin Yıldırım

Henüz Yorum Yok

CEVAPLA