Bir Muamma: Görünmezlik Bulundu mu “Philadelphia Deneyi”

1
521

IMG_20151228_153642philadelphia-deneyi DENEY 51WTTSXWZ4L._SX337_BO1,204,203,200_Evet arkadaşlar okuduğumdan beri heyecanlanmama ve elimin titremesine sebep olan bir olaydan bahsetmek istiyorum. Belki bir çoğunuz daha önce duymuş olabilir bunun için mi elin titriyor diyebilirsiniz ancak olay büyük ne yapayım. “PHILADELPHIA DENEYİ” yani 2.Dünya Savaş’ı zamanında gerçekleşen bir olaydan bahsediyorum.

İkinci Dünya Savaşı zamanında Japonlara karşı bilimsel buluşlarla üstünlük sağlamak isteyen Amerika Birleşik Devletleri, bir yandan E=mc² formülünü hayata geçiren Manhattan atom bombası projesini NİELS BOHR ve diğer Nobel ödüllü atom fizikçilerin çalışmalarıyla Los Alamos Milli Laboratuvarında geliştiriliyor, diğer yandan da o zamana kadar Princeton Üniversitesinde başarıyla teorik ve deneysel temelleri atılmış olan “görünmezlik” ve “ışınlanma” teknolojileri askeri alanda kullanmanın yolları aranıyordu. Nihayet Amerikalı bilim adamları 1943 Ağustos’unda Philadelphia kıyılarında (deney adını buradan alır) Eldridge isimli bir destroyer gemisini görünmez yapmayı amaçlayan Gökkuşağı Projesi adlı bir deney gerçekleştirdiler. Önce geminin etrafını saran hava gittikçe karardı, birkaç dakika sonra puslu yeşil bir sisin ince bir bulut gibi yükseldiğini gözlemlediğini ve ani bir ışık parlamasının ardından gemi gerçekten mürettebatıyla birlikte görünmez oldu, geriye ancak teknesinin su üzerinde bıraktığı iz kalmıştı. Aradan bir süre geçti ve gemi tekrardan görünür oldu. Ancak gemi mürettebatının bir kısmının tamamen çıldırmış olduğu, bir kısmının donmuş vaziyette hareketsiz kala kaldığı, bir kısmının bedenlerinin gemi donanımıyla içiçe (ıyy) geçtiği görüldü. Bazı görgü tanıkları tam deney esnasında aynı gemiyi millerce uzaklıktaki Norfolk, Virginia kıyılarında gördüklerini ifade ediyorlardı.1904 yılı Temmuz sonlarında (olayın başlangıcı burası sayılır) Mohican isimli bir gemi, teknesine takılan ve açıklanamayan elektriksel etkisiyle pusulasını altüst ederek metal parçalarının mıknatıslanmasına sebep olan garip bir gri bulut kümesini rapor etmişti. Yine bazı tanıklar bununla senkronize olarak bu deneyin 1983 yılına bir kurtçuk deliği açtığını iddia edeceklerdi.Bu demek oluyor ki şu gemi mürettebatındaki kaybolan iki zaman yolcusu hala aramızda olabilir.

“Bazen gerçek, kurgudan daha inanılmaz ve gariptir”

Philadelphia deneyinin bu garip hikayesi Dr. Morris K. Jessup’la başlar. 1900 yılında doğan Dr. Jessup astronom, yazar ve bir UFO kulübünde çok aktif bir üyesiydi. Lisans olarak matematik, yüksek lisans astronomi doktorasını da astrofizik üzerine tamamladı. Amerika Tarım Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan bir bilim adamı ekibine katıldı.(Bence gizli ajan gibi niyeti anlaşılmasın diye sahte meslek gibi bir şey) Bu ekip Amazon anasularında ham kauçuk kaynaklarını araştırmakla görevlendirilmişti. Bu sayede ülke ülke dolaşan Jessup bu ülkelerdeki arkeolojik kalıntıları incelemiş ve bu dev yapılar insanlara ait olamaz deyip, “The Case for the UFO” isimli kitabında toplamış böylelikle ilk “yıldızlardan gelen tanrılar” teorilerinden birini ortaya atmıştır.İşte tam bu dönemde kendini Carlos Miguel Allende isimli biri ile mektuplaşır.(Asıl adamımız bu) Bu sırada Jessup Amerika boyunca turlayarak UFO’lar ve Einstein’ın Birleşik Alan Teorisi üzerine dersler veriyordu. İşte bu mektuplar ABD’nin erken dönemde zamanda yolculuk ve ışınlanma deneylerini gün yüzüne çıkarıyordu. Allende bu mektubunda, Einstein’ın Birleşik Alan Teorisi üzerine çalışmalarına daha çok kendi kişisel eğitim ve eğlencesi olarak son dönemde de devam ettiğini ve hatta teoriyi tamamladığını, ancak bulgularının sonuçlarını insanlığın genel düzeyiyle karşılaştırıldığında ve gelen tepkiyi gördüğünde bu durumun kendisini bile ürküttüğünü (boşuna korkmamışım bende) ve 1927 yılında teorisini geri çektiğini belirtiyordu. Bu nedenle her ne kadar teorinin yarım kaldığı belirtilse de, Dr. B. Russell gibi bilim adamlarının teorinin kesinlikle tamamlandığı konusunda ısrar ettiklerini ve üçüncü dünya savaşı bitmeden açıklanmasının uygun olmayacağını savunduklarını vurgulayan Allende, ancak yinede 1943 yılında bu bulguların bir deney üzerinde uygulandığını ifade ediyordu. Yapılan bu deneyin neticesinde Einstein’ın teorisinin belli bir dereceye kadar doğru olduğu görülmüştü, ancak Deniz Kuvvetleri deney sonuçlarından o kadar ürkmüştü ki daha ileriye götürmeye cesaret edememişti.

Allende mektubunun devamında geminin mürettebatıyla nasıl görünmez olduğunu, deneyden sonra mürettebatın nasıl donma durumuna düştüğünü, donan bu insanlardan bazısının zamanın aktığını farketse dahi hangi kesinlikte aktığını bir türlü anlayamadıklarını, bazılarının ise derin donma durumuna düştüğünü ve bunların ise bizim gerçekliğimizden tamamıyla koptuğunu, bir kişinin karısı ve çocuklarının gözü önünde duvarın içinden yürüyerek geçtiğini, iki kişinin aniden tutuşarak yok olduğunu ve mürettebattan iki kişinin ise hala kayıp olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlatıyor ve tasvir ediyordu. Kendisinin de bizzat gözleriyle (marinadan, başka bir askeri gemiden veya o sırada orada bulunan ticari bir gemiden) deneye tanık olduğunu belirten ve kendi izlenimlerini anlatan Allende, donma olgusunun psikolojik olmadığını, hiper uzay alanının beden alanı içine ve üzerine konumlanmasından ve bununda bir “kavrulma alanı” oluşturmasından kaynaklandığını belirtiyordu. “Alan üzerine alan binmesi” olgusundan ise deneyi yapan fizikçilerin haberi bile yoktu Allende’ye göre.

Görünmezlikle alakalı bu yazımız ilginizi çekebilir, tıklayınız.

Gelelim Jessup’a. 1956 Şubat ayında Donanma Araştırma Ofisine bir posta ile Jessup’un “The Case for the UFO” kitabı yollanmıştı. Kitabın üzerine üç farklı kişi -her biri ayrı renkte kalem kullanarak- kendi yorum ve görüşlerini dile getiren notlar düşmüşlerdi. Bu kişilerin uçan daireler, onların çalışma prensipleri, orijinleri ve tarihleri hakkında derin bilgileri olduğu her hallerinden belliydi. “Ana gemi, yuva gemi, ölü gemi, büyük sandık, büyük bombalama, elmas yaprakları, manyetik ağ” gibi kendine özgü tabirlerle dolu bir terminoloji kullanıyorlardı. Donanma Araştırma Ofisinden üç subay Jessup’u davet ederek bu kitabı göstermişlerdir. Jessup bu kitaptaki kendine özgü gramer ve üslubuyla Allende’nin el yazısını tanıdı ve not düşen üç kişiden birinin o olduğunu anladı. Allende’den gelen mektupları gösterdi. Subaylar üstdüzey bazı insanlar için bu kitabın bu versiyonunu özel bir baskıyla “VARO” isminde çoğalttılar.

Varo sürümü, Allende mektuplarıyla birlikte doğal olarak birçok araştırmacının ilgi odağı oldu, aynı zamanda Jessup için de sonun başlangıcı. Deniz Kuvvetlerinin kendisine yapılan deneylerde danışmanlık yapmasını teklif ettiğini ancak kendisinin reddetmiştir. Kendisi Deniz Kuvvetlerinin kamuflaj maksatlı bir manyetik bulut elde etme girişimi esnasında, insan ve maddenin moleküler yapısının geçici (ve yeterince güçlü olursa sürekli) bir şekilde yeniden düzenlenmesini ve böylece başka bir boyuta geçmesini sağlayarak, tahmin edilebilir ancak henüz kontrol edilemez bir şekilde ışınlanmasını sağlamanın bir yolunu keşfettiğini ve bu bulgu üzerinde iyice yoğunlaştığına ikna olmuştu. 20 Nisan 1959 tarihinde evinin yakınında park halinde bulunan arabasının içinde karbonmonoksit zehirlenmesiyle intihar eylemi olarak değerlendirdiler. İşte hikayemiz bu kadar.

Deniz Kuvvetleri bu olayı yalanlamakla birlikte bu olayın sadece ufak bir gemide 400 hz yerine 1000 hz enerji üreten küçük, yüksek  frekanslı bir jeneratör, bu gemi üzerinde test edilmiş ve jeneratörün yüksek frekansı, korona boşalması ve diğer ilişkin olguların gerçekleşmesine yol açmıştır diye açıklama yapmıştır.

KAYNAK: SONSUZLUK TEKNOLOJİLERİ yılmaz DEĞİRMENCİ’ nin kitabından faydalanmıştır.

1 Yorum

CEVAPLA