Bilim Eğitimi ve Türkiye’nin Geleceği-1

0
383

Bilim Eğitimi ve Türkiye'nin Geleceği

Bilim meraktan doğar. Bu meraktan dolayı insanlar, düşünme ve sorgulama yoluyla bilimsel bulgular elde ederler. İnsanlardaki bu bilimsel bulguları paylaşma isteği bilgi aktarımına yol açar ve böylece öğrenme sağlanmış olur. Öğrenme ise yaşantı, gözlem veya eğitim yoluyla sağlanır. Birçok eğitim çeşidi vardır. Bunlardan biri de bilim eğitimidir. Bilim eğitimi ile bireylerde merak, sorgulama, yaratıcılık ve problem çözme yeteneğinde gelişme sağlanır, fakat Türkiye’deki bilim eğitimi yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu sıkıntının önemli sebepleri arasında, araştırma-geliştirme çalışmalarına yeterli miktarda ödenek ayrılmaması ve ezberci eğitim sistemini ortadan kaldıracak alternatif eğitim sistemlerinin geliştirilmemiş olmasıdır. Bu alternatif eğitim sistemleri arasında “yaparak öğrenme” tekniği de mevcuttur. Fakat Türkiye’de bu teknik, üniversiteler başta olmak üzere çoğu AR-GE birimlerinde de hak ettiği konuma erişememiştir.

Merak, insanlarda ve hayvanlarda gözlenen araştırma ve öğrenmeye yönelik bir davranış biçimidir. Ayrıca merak bu davranışa yol açan duygunun adıdır. Merak, insanlık tarihinde bilim ve teknolojide gelişmelere yol açan en önemli niteliktir.[1] Bilim, evrenin bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgidir. Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işine ise öğrenme denir.[2] Eğitim, bireyleri öngörülen hedefe yönelten ve onlara bilgi, beceri ve davranış değişikliği kazandıran bir işlemdir.[3] Eğitim insanın bilerek düşünce üretmesine ve yaratıcılığa yönelmesine imkan verir. İnsanın kafasındaki kalıpları kırmasına ve dünyaya daha esnek ve geniş açıdan bakmasına imkan verir. Eğitim olmaksızın insan bildikleriyle sınırlı kalır, dünyanın zenginliliğini ve çeşitliliğini mutlaka kendi kafasındaki kalıplara oturtmak için çaba harcar. Buna “y-Yüzeysellik” denir. Yüzeyselliği aşmak ancak eğitimle, okumakla ve okuduğunu özümsemekle mümkün olur.[4] Bilim derslerinin amacı, o bilim alanının kendine özgü düşünüş biçimini öğrenciye aktarmaktır. Bu çerçeveden bakıldığında bilim eğitiminin bilgi yığınlarını ezberletmek yerine; analiz ve sentez yapabilmeyi, analitik düşünebilmeyi, eleştirel ve yaratıcı yaklaşma becerilerini arttırmayı hedefleyen bir anlayışa sahip olması gerekir. İlköğretimin başlangıcından beri uygulanacak bu tür bir bilim eğitimi olaylara ve her tür bilgiye eleştirel bir gözle yaklaşan, sorgulayan, kanıt arayan kuşakların yetişmesini sağlayacaktır. Böyle bir durumda akla, “Öğrencinin içinde bulunduğu gelişimsel evreler bilim eğitimi için sınırlamalar doğurmaz mı?” sorusu gelebilir. Bu soruya verilecek yanıt elbette ki hayırdır. Çünkü bilimin en temel amacı; evreni ve insanı açıklamaktır.[5] Öğretim, belli bir amaç doğrultusunda bilgi verme işidir. Ezber ise, bir metni aynıyla tekrar edebilecek şekilde akılda tutma olarak tanımlanır. Bilgi sorgulanmadan, eleştirilmeden, düşünülmeden depolanmıştır. Ezberci öğretimin sonucu olarak toplumun, değer yargısını, önemini bilen, fakat mesleksiz bireyler yetişir. Düşünemeyen, sorgulayıp eleştiremeyen bu bireylerin kendilerine özgüvenleri de yoktur. Yaratıcı olmaktan çok taklitçi oldukları için, kendilerini yönetmekten bile acizdirler. Ezberci öğretim bir kader değil, yanlış öğretim sisteminin bir sonucudur.[6] Eğitimde hedefler belirlenirken, öğrenmenin bireysel süreç olduğu, öğrenme hızının bireye göre değiştiği, bireylerin ilgi alanlarının ve gereksinimlerinin birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır. Geleneksel yaklaşımda olduğu gibi, öğrencinin farklı gereksinim ve isteklerini hesaba katan bir eğitim düzeni tercih edilmelidir. Öğrenciyi merkez alan eğitim sistemlerinin içinde gerçekleştirilmesi gereken bir ders programı yoktur. Öğrenci, kendi eğitsel gereksinimlerinin ve becerilerinin farkına vardırılır. Öğretmen, “öğretici” konumdan çıkar; öğrenmenin gerçekleşmesi sırasında yönlendirme, destekleme ve paylaşma gibi yaklaşımlarla öğrenciye yardımda bulunur ve öğrenme işini öğrenci kendi isteğiyle gerçekleştirir. Bonwell ve Eison etkin öğrenmeyi şöyle tanımlıyor: Etkin öğrenme, yapılan şeylere öğrencinin katılımını ve yaptığı şeyler hakkında düşünmesini sağlayan bir şeydir. Birçok etkinliği içeren etkin öğrenmenin çok çeşitli uygulama biçimleri var. Bunlar, tartışma yöntemleri, düşün-eşleş paylaşım yöntemi, kısa yazlar yazdırma, kısa sınavlar yapma, beyin fırtınası şeklinde sıralanabilir. Etkin öğrenme teknikleri uygulamaya yönelik girişimler Türkiye’de bazı okullar tarafından yapılıyor. Bu girişimlerin sonuçlarını görmek ve sağlıklı bir değerlendirme yapmak için henüz çok erken. Eğitim sistemimizin bir çok yönden gözden geçirilmesi gerekiyor. Sürekli sistem değişikliği yapılması öğrencileri ve en önemlisi onların düşünce sistemlerini karmaşaya sürüklüyor. Bu sistem değişiklikleri arasında, bir yandan da düşünen zihinler yetiştirmeye çabalamak büyük bir özveri gerektiriyor. Eğitim politikasına ilişkin kararlarda sık yapılan değişiklikler, temel olarak öğretmenin ve dolayısıyla öğrencinin bocalamasına yol açıyor. Böylece, zihinleri sistem değişikliğine feda edilmiş nesiller yetiştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Pek iç açıcı olmayan bu tablo içinde bir yandan da eğitimi çağdaşlaştırmaya çalışmamız gerekiyor. Amaç düşünen, yaratan, üretebilen ve sorun çözebilen bireyler yetiştirmekse, çocukları ve gençleri sistem değişikliklerinin yaratabileceği karmaşadan korumak ve şimdiki sistem içinde onları kazanabilmek için öğretmenlerimize çok iş düşüyor.[7]

Henüz Yorum Yok

CEVAPLA